Yumurtalık Rezervi Nedir? AMH, FSH ve Antral Folikül Testleri Ne Anlatır?
Yumurtalık rezervi, bir kadının sahip olduğu yumurta sayısı ve kalitesi hakkında bilgi veren önemli bir göstergedir. Yaşla birlikte doğal olarak azalan bu rezerv, bazı kadınlarda daha erken dönemde düşebilir. Bu yazıda yumurtalık rezervi testleri, ne zaman yapıldıkları ve sonuçların nasıl yorumlandığı ele alınmaktadır.
Bir kadının gebe kalma yeteneği, yaşlandıkça normal olarak azalır. İleri yaşlarda kadınların daha az yumurtası olur, yumurta kalitesi düşer ve yumurtalarda kromozom anormallikleri artar. Tüm bu faktörler birlikte değerlendirildiğinde, ileri yaştaki kadınlarda gebelik oranlarının düştüğü ve düşük riskinin arttığı görülür.
Tüm kadınlarda bebek sahibi olma potansiyeli yaşla birlikte azalır; ancak bir kadının gebe kalamayacağı kesin yaş her kadında farklılık gösterir. Bazı kadınlarda bu durum, beklenenden daha erken yaşlarda ortaya çıkabilir. Kadının yaşı 35 veya daha büyük olduğunda, çiftlerin yaklaşık üçte biri gebe kalmada zorluk yaşayacaktır. Bir kadının doğurganlık potansiyelini, yani yumurtalık rezervini değerlendirmeye yardımcı olan çeşitli testler bulunmaktadır.
1. Kan Testleri: FSH, Estradiol ve AMH
Yumurtalık rezervini değerlendirmenin en yaygın yollarından biri, hormon kan düzeylerinin ölçülmesidir. Folikül uyarıcı hormon (FSH) ve estradiol, adet döngüsünün başında kontrol edilir. Bu ölçümler genellikle adetin 3. gününde yapılır; ancak 1–5. günler arasında da alınabilir. Bu hormon seviyeleri, yumurtalıkların ve hipofiz bezinin birlikte nasıl çalıştığı hakkında önemli bilgiler sunar.
Hipofiz bezi, bir folikülün büyümesi için FSH üretir. Folikül, yumurtayı içeren ve yumurtalıkta bulunan küçük, sıvı dolu bir yapıdır. FSH seviyeleri adet döngüsünün başında genellikle en düşük düzeydedir ve zamanla yükselir; bu durum folikülün büyümesini ve yumurtanın olgunlaşmasını sağlar. Olgunlaşan folikül östrojen salgılar.
FSH değerlerinin 10 IU/L’nin üzerinde olması, yumurtalıkların uyarılmasına düşük yanıt alınabileceğini düşündürür. Temel estradiol seviyeleri genellikle 60–80 pg/mL’nin altında olmalıdır. Yükselmiş estradiol düzeyleri, FSH üzerinde baskılayıcı etki gösterebilir ve azalmış yumurtalık rezervine işaret edebilir.
Genel olarak adetin 3. gününde yüksek FSH ve/veya estradiol düzeylerine sahip kadınlarda, ovülasyon indüksiyonu veya tüp bebek (IVF) tedavisi sonrası gebelik elde etme olasılığı, aynı yaştaki diğer kadınlara göre daha düşüktür.
Anti-Müllerian hormon (AMH), içerisinde yumurta bulunan foliküllerde üretilir ve adet döngüsünün herhangi bir gününde ölçülebilir. Laboratuvar yöntemleri ve “normal” kabul edilen değerler laboratuvardan laboratuvara değişiklik gösterebilir; bu nedenle farklı laboratuvar sonuçlarını birebir karşılaştırmak her zaman mümkün olmayabilir. AMH değerinin 1.1–1.5 ng/dL’nin altında olması, yumurtalıkların uyarılmasına düşük yanıt alınabileceğini düşündürür.
2. Klomifen Sitrat Challenge Testi (CCCT)
Geçmişte daha sık kullanılan bu testte, adetin ilk günlerinde klomifen sitrat ağızdan verilir ve ilaca yanıt olarak FSH ile estradiol seviyeleri tedavi öncesi ve sonrası ölçülür. Yüksek FSH düzeyleri, ovülasyon indüksiyonu ve tüp bebek tedavilerine yanıtın daha düşük olabileceğini gösterir. Günümüzde ise bu test nadiren uygulanmakta, yerini daha gelişmiş test yöntemlerine bırakmaktadır.
3. Antral Folikül Sayımı
Adet döngüsünün erken döneminde transvajinal ultrason ile yumurtalıklardaki küçük (2–10 mm) foliküller sayılır. İçerisinde yumurta hücresi bulunan bu yapılar antral folikül olarak adlandırılır. Antral folikül sayısı, mevcut yumurta sayısı ve kadının doğurganlık ilaçlarına vereceği yanıt hakkında bilgi sağlar. Bu değerlendirme, üreme sağlığı konusunda deneyimli bir hekim tarafından yapıldığında daha güvenilir sonuçlar verir.
Yumurtalık Rezervi Testleri Bize Ne Anlatır?
Yumurtalık rezervi testleri, bir kadının doğurganlık tedavilerine nasıl yanıt verebileceğini tahmin etmeye çalışır ve gebelik olasılığını aynı yaştaki diğer kadınlarla karşılaştırmaya yardımcı olur. Anormal test sonuçları doğurganlık potansiyelinin azaldığını gösterebilir; ancak bu sonuçlar kimin kesin olarak gebe kalacağını ya da kalamayacağını belirlemez.
Normal test sonuçlarına sahip genç kadınlarda dahi gebelik elde etmede zorluk yaşanabileceği unutulmamalıdır. Test sonuçları adet döngüleri arasında değişkenlik gösterebilir; ancak herhangi bir anormal değer, genellikle doğurganlık potansiyelinde azalmaya işaret eder.
Gebe kalma olasılığı esas olarak yumurta kalitesiyle ilişkilidir buna bağlı olarak da 35 yaşın üzerindeki ve test sonuçları anormal olan kadınlarda kendiliğinden gebelik olasılığı düşebilir. İleri yaş grubunda, yumurtalık rezerv testleri normal olsa bile (ki bu durum nadirdir), spontan gebelik şansı yine sınırlı olacaktır.

